Dünya
Kendi Selasını Kendi Verecek
Konya’nın Kulu ilçesinde yaşayan 80 yaşındaki eski belediye başkanı, öldüğünde vefat haberinin kendi sesinden duyurulması için sela okuyarak kasede kaydettirdi.
1930 yılında Konya’nın Kulu ilçesinde doğan Hamit Talayhan, 1984-1989 yılları arasında Anavatan Partisi’nden Kulu Belediye Başkanlığı yaptığını anlatarak, “Bugüne kadar 20 kez hacca gittim. Kulu’da vefat eden bine yakın kişinin selasını okudum. Vefat ettiğimde kendi sesimden öldüğümü duyurmak için sela okuyarak kasede kaydettim ve birisine emanet verdim” dedi.
Talayhan, 33 yıl Türkiye Kızılay Derneği Kulu Şubesi başkanlığı da yaptığı kaydederek, “1986 yılında vurularak ölen İsveç Başbakanı Olof Palme’nin ismi, belediye başkanlığım döneminde ilçemizde bir caddeye ve parka verildi. Türkiye’de bir ilk olarak, sevenlerim kendi okuduğum sela ile öldüğümü kendi sesimden dinleyecekler” şeklinde konuştu.
Sıcaklar Artık Can Alıyor
İspanya’nın güneyindeki Sevilla kentinde yüksek hava sıcaklığından dolayı bir kişi hayatını kaybederken, yaz boyunca sıcaklardan dolayı ölenlerin sayısının 15′i bulduğu bildirildi.
İspanyol resmi haber ajansı EFE’nin verdiği haberde, sıcaklığın 44 dereceye ulaştığı Sevilla kentinde 38 yaşındaki bir erkeğin geçtiğimiz hafta güneş çarpması sonucu hastaneye kaldırıldığı ve bugün öldüğü belirtildi. Doktorlar ölüm sebebinin aşırı sıcaklar olduğunu açıkladı.
İspanya’da yaz boyunca sıcaklardan dolayı ölenlerin sayısı 15′e çıkarken, bunların 7’sinin güneydeki Endülüs bölgesinde olduğu ifade edildi. Ölenlerin arasında 5 yaşında bir Alman erkek çocuğu, 24 yaşında Portekizli bir kız ve 31 yaşında İtalyan bir erkek de bulunuyor.
İspanya’da 27 Ağustosta Valencia’da 47, güney bölgelerinde 45, başkent Madrid’de 43 derece sıcaklık görülürken, Valencia’da son 100 yılın en sıcak günün yaşandığı açıklandı.
CEZAYİR’DE SICAKLAR 4 CAN ALDI
El Arabiye televizyonun internet sitesinde yer alan habere göre, bir yetkili, ülkenin bazı bölgelerinde hava sıcaklıklarının 48 dereceyi bulduğunu belirterek, sıcaklardan etkilenen 4 kişinin hayatını kaybettiğini söyledi.
Hava sıcaklıklarının batıda, ülkenin diğer bölgelerine göre daha yüksek olduğunu kaydeden yetkili, son günlerde batıda sıcaklığın 45 ile 48 santigrat derece arasında değiştiğini ifade etti.
Judas’ın Öpücügü Ukranyaya Teslim Edildi
Ukrayna İçişleri Bakanı Anatoly Mogiliov, İtalyan Rönesans dönemi ressamı Caravaggio’nun ‘Judas’ın Öpücüğü’ (The Kiss of Judas) olarak da bilinen ‘The Taking of Christ’ adlı tablosunu dün Berlin’de Alman yetkililerden teslim aldı. Tablo 2008 yılında Ukrayna’da çalınmış ve 25 Haziran 2010’da Alman polisi tarafından bulunmuştu. Polis, üç Ukraynalı ve bir Rus’u tabloyu alıcıya satmak isterken yakalamıştı. Caravaggio’nun paha biçilmez tablosunun gördüğü zarar, bütün sanat severleri üzdü.
Elektrikte Kaçağı Kesti
Enerji nakil hatlarında kullanılan porselen izolatörün yerine yeni bir madde arayan Uğur Türkyurt belgeselde gördüğü cerrahi ameliyat maddesi silikon ile maliyeti yüzde 20 düşüren buluşa imza attı.
İstanbul Dudullu’da faaliyet gösteren Uğur Türkyurt firmasının icadı, kendinden epey söz ettireceğe benziyor. Sabah gazetesinden Metin Can’ın haberine göre, 50 yıldır enerji nakil hatları için materyaller üreten firma, 2009 yılında cerrahi ameliyatlarda kullanılan silikon maddesinin bir türeviyle elektrik akımlarını kesen izolatör yaptı. Bugüne kadar porselenden imal edilen izolatörler bu sayede yükte ve pahada hafifledi. Firma sahibi Uğur Türkyurt ve mühendis oğlu Mehmet Türkyurt’un ses getiren icadının hikayesi sektörün temel bir problemini çözme hedefi ile başladı. Bilindiği üzere elektrik akımının, enerji nakil hatlarından taşıyıcı direklere geçmesini engellemek için izolatör adı verilen porselen bir materyal kullanıyor. Ancak onlarca kilo ağırlığındaki bu porselenler kısa sürede ya kırılıyor ya da işlevini kaybediyor. Bu durumun yıllık maliyeti de on milyonlarca doları buluyor. İşte Uğur Türkyurt ve mühendis oğlu Mehmet Türkyurt, 2007 yılında TÜBİTAK’tan da destek alarak bu porseleni ikame edebilecek bir ürün arayışına girdi.
BİNLERCE DENEY YAPTI
Birçok farklı ürün üzerine araştırmalar yapıldı. Ancak hem aşırı sıcak ve soğuğa hem de yüzlerce watt elektriğe dayanabilecek kullanışlı bir madde bulmak kolay olmadı. Firmaya ilave mühendisler takviye edildi ve geceli gündüzlü süren bir çalışma başladı. 2009 başında firma hedefine ulaştı ve porseleni ikame edebilecek bir maddeyi üretmeyi başardı. Ürün IEC adı verilen uluslararası testlerden tam not aldı. Bunun ardından gerekli üretim izinlerini ve lisanslarını alan firma, buluşun özel dizaynını yurtdışında iki mühendise yaptırdı. Seri üretim içinse Kırklareli’nde fabrika kurdu.
SİLİKONU BELGESELDE KEŞFETTİ
TÜRKYURT firmasının 2 yıl süren çalışmalar sonucunda silikonu keşfetmesi pek tesadüf sayılmaz. Firmanın ikinci kuşak temsilcisi sektörel bir belgesel sırasında estetikte kullanılan silikon alışımının elektriğe ve diğer etkenlere ne kadar dayanıklı olduğunu öğreniyor. Zaten sektörde benzer üretimler de yapılıyor. Ancak Türkyurt, içi cam elyaftan imal edilen doğal silikonu entegre ve akıllı barkot sistemi ile üreten dünyadaki ilk firma oluyor.
TÜRKİYE PAZARI 2011′DE AÇILACAK
Bugüne kadar 20 ülkeye ihracat gerçekleştirdiklerini anlatan Türkyurt, Türkiye’de enerji alanında milyar dolarlık özelleştirmeler yaşandığına dikkat çekiyor ve önümüzdeki yıllarda özellikle de 2011 yılında yeni yatırımların hız kazanacağını vurguluyor. “Bizim ürünümüz, enerjiye yatırım yapan firmalar için hem pahada hem de yükte hafiflik getiriyor” diyen başarılı mühendis, potansiyele yetişebilmek için Kırklareli’nde yeni bir fabrika açtıklarını da sözlerine ekliyor.
BULUŞUN PORSELENE GÖRE AVANTAJLARI NELER?
10 kat daha hafif
Kırılma-çizilme ihtimali yok
Kendi kendini temizleme özelliği var
Su tutmuyor
Montajı kolay ve hızlı
20 yıl garantisi bulunuyor
Asla bakım gerektirmiyor
HANGİ ÜLKELERE SATTI
Almanya, Fransa, Finlandiya, Irak, Suriye, Lübnan, Cezayir, Tunus, Fas, Yeni Gine, Nijerya, Türki Cumhuriyetler
Irak’ta Kaçırılan Türk’e Rekor Tazminat
Amerikan KBR firmasına bağlı, Irak’ta taşeron olarak iş yapan AKFEN Firması adına çalışırken 6 yıl önce Musul’da kaçırılan Türk işçisi Güngör Özkalp’ın ailesine, Amerikan AIG sigorta firması yaklaşık 400 bin TL tazminat ödeme kararı aldı.
Güngör Özkalp, Irak’a gittikten kısa bir süre sonra kaçırıldı ve tüm aramalara rağmen izine rastlanamadı. Güngör Özkalp’ten haber alamayan ailesi, Ankara’da hukuki süreci başlatarak, kayıp işçinin haklarını Amerikan firmasından istedi. Özkalp’in eşi Fatma Özkalp, avukatları aracılığıyla Amerikan İşçi Bakanlığı’na müracaatta bulunarak, ABD firmasının sigorta şirketi AIG’e eşiyle ilgili dosyaları gönderdi. Söz konusu Irak’taki KBR firması da, bakanlığın onayı üzerine, Özkalp’e 400 bin TL ödenmesine karar verdi.
Kayıp işçinin oğlu Ali Özkalp (32), “ Babama iş teklif eden şirket bir kez gelip acımızı paylaşarak geçmiş olsun demedi” dedi.
Türkler Avrupalılardan Daha Kıymetli
Prontotour Genel Müdürü Ali Onaran’a göre son 8 yıllık ekonomik düzelmenin eseri olan bu tablo, AB’nin hâlâ krizden çıkamaması sebebiyle daha da belirginleşti. Zaman’ın haberine göre, Türk turistlerin tatilde cömert olduğunu artık komşu ülkeler de keşfetmeye başladı. Avrupalı Türkiye’de haftada 600 dolar civarında harcarken, Türkler Avrupa’da 700 dolar ile 2 bin dolar arasında harcama yapıyor.
Ali Onaran, Avrupalıların Tür-kiye’de tanıtım atağına kalkmasını “Türkiye’den yurtdışına tatile giden kitle 6 milyon civarında. Bunlar genellikle refah seviyesi çok iyi olanlar. Almanya’da ise yurtdışına tatile çıkan sayısı 60 milyon. Bunların aralarında yeni iş sahibi gençler de var. Bu sebeple Türklerin dışarıdaki harcamaları Avrupalıları katlıyor.” şeklinde değerlendirdi. Önceki gece Slovenya Turizm Kurulu’nun, İstanbul’da bir basın toplantısı düzenleyerek Türkiye’deki seyahat acentelerine işbirliği çağrısında bulunması Türk turiste olan ilgiyi gözler önüne serdi. ‘Slovenya’yı hissediyorum’ sloganıyla yapılan toplantıyı, birçok Türk seyahat acentesi yetkilisi “Artık küresel bir aktör olan Türkiye, Avrupalı ülkelerin krizden çıkış planlarında büyük bir umut simgesi haline geldi.” şeklinde yorumladı. Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği Başkanı Başaran Ulusoy bu durumu “Türkiye artık hem destinasyonlarıyla hem de yerli turistinin harcama gücüyle bir cazibe merkezi olmuştur.” diye yorumluyor.
AB’nin Türkiye üyelik süreciyle ilgili izlediği politikayı sert dille eleştiren birçok Türk turizm sektörü yazarı ise hadiseye farklı bir yönden bakıyor: “AB şu an kapılarını sadece zengin Türklere, tatilcilere açıyor.” Nitekim Türkiye, İspanya, Portekiz ve İrlanda’dan daha az riskli olan ve İtalya ile risk priminde başa baş giden bir ülke konumuna geldi. Bu durumun oluşturduğu harcama cazibesini ise; Türkiye’ye ilk etapta 1,5 milyar dolar yatırım yapacaklarını açıklayan Alman gayrimenkul yatırımcısı Prime Development’ın Türkiye Müdürü Artuğ Çetin’in “Türkler, Avrupalı gibi borçlanmış bir halk değil. Türkler hâlâ borçla değil tasarrufla harcama yapıyor.” şeklindeki sözleri daha iyi açıklıyor. Rusya’nın vizeleri tamamen kaldırması, İspanya ile birlikte geçen senelere kadar yeşil pasaporta dahi vize isteyen Yunanistan’ın bu uygulamasından vazgeçmesi ve adalarını ziyaret eden Türklerden 48 saatlik konaklamalar için vize bile istemeyeceğini açıklaması Türk turistinin kıymete bindiğinin göstergesi.
İngiltere 10 senelik vize alınabilen ülkelerin başında geliyor. Almanya, İtalya, Fransa ve Yunanistan da Türk turistlerine 5 seneye varan uzun süreli vizeler vermeye başladı. Türkler, en çok para harcayan turist sıralamasında Uzakdoğulular, Araplar ve Amerikalılardan sonra 4. sırada yer alıyor ve Avrupalıların 4 katı para harcıyor.
İnternet Zihni Geriletirmi, Google İnsanı Salakmı Yapar
Diyanet uyarıyor: “Aşırı internet zihni geriletir. Bilgisayar oyunu, organları fuzuli işgaldir. Fazla kullanan tedavi olsun.” ABD’li uzman Nicholas Carr uyarıyor: “Google insanı salak yapar, beynin yapısını değiştirir.”
Nereden biliyorsunuz? Yani ben de “İnternet kabız yapar” diye bir iddiada bulunabilirim rahatlıkla. Tarih boyunca zihni melekeyi ilgilendiren yeni teknolojiler hep zararlı bulunmuştur. Mesela Sokrat’a göre yazı yazmak hafızaya zarardı. Sonra okul, gazete, radyo ve televizyon… Bugün bunlardan şikayetçi olan varsa çıksın ortaya.
İsviçreli ünlü botanikçi ve zoolog Conrad Gessner, modern dünyanın aşırı bilgi yüklemesi yüzünden zihnin dumura uğramasından şikayetçiydi. “Bu kadar bilgi kafa karıştırıyor” diyordu.
Bugün dijital ortamın risklerine ilişkin pompalanan uyarılarla birebir örtüşüyordu şikayetleri.
Aslında Gessner hayatta e-mail filan atmamıştı. Bilgisayar denen aletten de haberi yoktu. Çünkü internete girmek için daha 4 yüzyıl beklemesi gerekiyordu. 1565 yılında öldüğünde, bilgisayar henüz icat edilmemişti.
Tabii burada Gessner’in hafiften mazohist olduğunu belirtmek gerek. Dağlarda çiçek böcek kovalamakla yetineceği yerde, evrensel kitap endeksi hazırlamaya kalkışmıştı. 16. yüzyıla kadar yaşamış ne kadar yazar varsa topunu, eserlerinin adlarıyla birlikte “Bibliotheca universalis” adlı endekste toplamıştı. Latince, Yunanca ve İbranice şeklinde. Endeks yararlı olmasına yararlıydı ama, o uzun çalışma Gessner’in asabını bozmuştu. Yazılmış onca satırı, zihin bulandırıcı fuzuli malumat olarak görmeye başlamıştı.
Yeni buluş ve teknolojilerin getirdiği fazla bilgiye karşı duyulan korku, bilginin kendisi kadar eskidir. İnsan beyni pek de matah bir organ değilmiş gibi, sürekli süngere dönmesinden endişe edilir nedense.
Şimdi fennin son icadı internet ya, kendini nörolog, sosyal psikolog zanneden bir takım “uzmanlar” hemen her gün bir uyarı yumurtluyor. Medya da yayınlıyor. Absürd uyarılar var. Mesela CNN, “E-mail, IQ’ya esrardan daha zararlı” haberi verebiliyor. Daily Mail, “Facebook kullanıcısı olmak, kanser riskini artırıyor” diye yazıyor. “Twitter ve Facebook, ahlaki değerleri yok ediyor. Facebook gençliği çevresiyle ilişki kuramıyor. İnternet dikkat bozukluğuna yol açıyor” şeklinde uzayıp gidiyor uyarılar.
İnternet yüzünden uzun soluklu yazılara odaklanma sıkıntısı çekildiği söyleniyor. Eh, bu çağda okumalar da böyle, ne yapalım.
OKUR-YAZARLIK BİLE ZARARLIYDI
Bunların hiçbiri bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu sonuçlar değil. Çoğunlukla kişisel görüşlerin genelleştirilmesinden ibaret. Aslına bakılırsa araştırmalar tam tersi sonuçlar veriyor. Mesela, internet ile zihinsel sorunlar arasında bağlantı bulunamadığına dair yığınla çalışma var. Sonra, sosyal arkadaşlık sitelerinde aktif olanların, internet dışı sosyal hayatlarının daha iyi olduğu çıkıyor araştırmalardan, Bilgisayar oyunu oynayanların da bilgiyi özümsemede, oyun oynamayanlara göre daha başarılı olduğu anlaşılıyor.
Ama, yeni buluş ve teknolojilere kötümser bakmayı seviyoruz. Hem de yüzyıllardır.
Düşünün, okur-yazarlık bile zamanında zararlı bulunmuştu. Socrat’ın yazı yazmaya itirazı meşhurdur. Büyük düşünür, “Yazı yüzünden unutkanlık başlayacak, çünkü yazı yazanlar hafızalarını kullanmayacaklar” diye düşünmüştü.
TELEVİZYON SEYRETMENİN İLMİ
Avrupa’da gazetelerin yaygınlaşmaya başladığı 18. yüzyılda Fransız devlet ve din adamı Malesherbes, gazete okumanın insanları toplumdan tecrit edeceğini ileri sürmüştü. Çünkü ona göre havadislerin toplu ortamlarda, yetkili bir makamdan alınması gerekiyordu. Mesela kilise kürsüsünden. 19. yüzyılda Amerika’da, okul eğitiminin çocukların beyin ve sinir sistemlerine zararlı olduğunu ileri sürenler çıkmıştı.
Radyo icat edildiğinde ise alet çocukların dikkatini dağıtacak, derslerini etkileyecek, dengeler bozulacak diye şikayetler başladı. Ama tabii hiçbir icat televizyon kadar müsibet görülmedi. Radyo tiyatrosu dinleyen hoş aile tablolarını ortadan kaldırdı diye bile hayıflanıldı.
Hatırlar mısınız, televizyon seyretmek, uzay gemisi yönetmek kadar komplike bir işti bir zamanlar. Alete hangi açıdan, kaç metre öteden bakılacak, cihaz hangi yükseklikte duracak gibi önemli meselelerimiz vardı. Zararlı ışınlara karşı koruyucu mavi camlar filan takılırdı.
Şimdi neden konuşmuyoruz bunları? Televizyon seyir ilmi mi zayıfladı?
39 Yıl Sonra Bir İlk
1971’de kapatılan ve geçtiğimiz yıllarda Türkiye’nin AB üyeliği yolunda tartışılan en önemli konulardan biri olan Heybeliada Ruhban Okulu, yıllar sonra bir sergiye ev sahipliği yapacak. Patrik Bartholomeos’un bugün saat 19.00’da açılışını yapacağı “İstanbul’un İzini Sürmek” adlı resim sergisi, 20 gün süreyle açık kalacak. Açılış öncesi Aya Triada Kilisesi’nde bir ayin düzenlenecek.
Heybeliada Ruhban Okulu, Yunan İstanbul Başkonsolosluğu ile Atina Belediyesi Technopolis Kültür Kuruluşu’nun ev sahipliğiyle gerçekleşecek olan sergi, UNESCO’nun himayesinde yapılıyor. Sergide 101 Yunan sanatçısının eseri yer alacak. Organizasyonu White Fox şirketine ait olan serginin, düzenlenmesinde sanat tarihçisi İris Kritikou’nun imzası var.
Resim sergisi, görsel sanatlar alanındaki 101 usta Yunan sanatçının İstanbul’dan aldığı ilhamın bir yansımasından oluşuyor. Kapatıldıktan sonra herhangi bir kültürel etkinliğin yapılmadığı Ruhban Okulu’nda, “İstanbul’un İzini Sürmek” adlı sergi bir ilk olacak.
KÜTÜPHANESİNDE 120 BİN KİTAP VAR
Heybeliada Ruhban Okulu, 1 Ekim 1844’de, Doğu Ortodoks Kilisesi’nin ana teoloji okulu olarak açılmıştı. Teoloji Bölümü, 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun bazı maddelerinin 12 Ocak 1971’de iptal edilmesiyle birlikte, İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’nce 12 Ağustos 1971 tarih ve 101787 sayılı gizli bir yazıyla, 9 Temmuz 1971’de kapatıldı. Kütüphanesinde 120 bin kitap olan okul, Bartholomeos dahil çok önemli din adamları yetiştirdi. Kapatıldığı günden beri içeride ve dışarıda birçok tartışmaya neden olan okulun açılması için Yunan lobisi, yıllardır mücadele veriyor.
Çantadan Gerçek Kaplan Çıktı
Bangkok havaalanında oyuncak kaplan yavrularıyla doldurulmuş bir çantada uyutulmuş halde yatan gerçek bir kaplan yavrusu bulundu.
İran’a seyahat etmek için havaaalanına gelen bir kadının yanında getirdiği oyuncak dolu çanta röntgen cihazından geçerken yetkililerin dikkatini çekti.
Güvenlik görevlileri, uyuşturulmuş kaplan yavrusunun kalp atışlarını farketti.
Henüz iki aylık kaplan yavrusunun doğada mı yakalandığı yoksa bir çiftlikten mi geldiği araştırılıyor.
Geçen pazar günü ele geçirilen kaplan yavrusu Tayland hükümetinin ulusal parklar ve yaban hayatından sorumlu dairesine bağlı bir merkeze nakledildi.
Yabani hayvan ticaretini engellemek için kurulan Traffic adlı örgütün sözcüsü Chris Shepherd, Bangkok havaalanı yetkililerini kutladı.
Shepherd, uçakta yanlarında taşıdıkları çantaya canlı bir kaplan koyacak kadar cüretkar davranabilen kaçakçıların ancak daha sıkı kontrol ve daha ağır cezalarla durdurulabileceğini söyledi.
Julia Roberts Fena Yakalandı
Ailesiyle birlikte çıktığı Hawaii tatilinde görüntülenen Julia Robert, geçen yıllar içinde bazı kötü alışkanlıklarından vazgeçemediğini kanıtladı. Eşi Danny Moyer ve üç çocuğuyla birlikte tatil yapan Roberts, plajda koltuk altı kıllarını paparazzilerle paylaşırken, akla yaklaşık 10 yıl önce İngiltere’de verdiği meşhur poz geldi. Notting Hill filminin tanıtım kampanyası sırasında hayranlarını selamlarken koltuk altı kıllarını sergileyen Roberts, o dönemde yoğun biçimde eleştirilmişti ancak geçen zamanın pek bir şeyi değiştirmediği bu pozla kanıtlanmış oldu.

