Sağlık
Sağlıkta yeni dönem
Sağlık Bakanlığı’nın dört yıldır uyguladığı aile hekimliği sistemi, 2010 sonuna kadar tüm Türkiye’yi kapsayacak. Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Nihat Tosun, Ocak ayında aile hekimliğine geçilen il sayısının 40′a ulaştığını belirterek, planlanan takvime göre, yıl içinde uygulamanın 41 ilde daha başlamasıyla 2011 yılına girerken aile hekimliğinin tüm Türkiye’de yerleşmiş ve 4 yıllık tecrübelerin getirisiyle sistemin oturmuş olacağını söyledi. İllerde eğitimler tamamlandıktan sonra yerleştirmelerin yapıldığını, bu sürecin ardından ise uygulamanın başladığını anlatan Tosun, ‘Her ilde merkezi laboratuvarların kurulması tamamlandı. Bunlar taşımalı sistemle çalışıyor. Toplum sağlığı merkezlerindeki laboratuvarlardan toplanan numuneler burada analiz ediliyor ve sonuçlar direkt olarak aile hekiminin bilgisayarına gönderiliyor. Bu laboratuvarlardan her ilde kuruldu’ diye konuştu.
İNTERNET ÜZERİNDEN EĞİTİLECEKLER
Aile hekimlerinin ikinci aşama eğitimlerinin başladığını da bildiren Tosun, bir yıl boyunca uzaktan internet yoluyla yapılacak eğitimden sonra, hekimlerin sınava tabi tutulacaklarını belirtti. Sağlık Bakanlığı’nın yönergesine göre toplum sağlığı merkezleri, kendi bölgelerinde sağlık hizmetlerini yürütecek, sağlık kuruluşları ile koordinasyonu sağlayacak, gerektiğinde diğer kuruluşlarla işbirliği yaparak toplumun ve bireylerin sağlığını korumak ve sağlık düzeylerini yükseltmekten sorumlu olacak. Her aile hekimi için kayıtlı hasta sayısı en az bin, en çok 4 bin olabilecek. Her il ve ilçede, sorumluluk bölgesi mülki sınırlar olan birer toplum sağlığı merkezi kurulacak.
100 bin kişiye 1 sağlık merkezi
Büyükşehir Kanunu’na tabi illerde büyükşehir belediyesine bağlı her ilçede, nüfusu 100 binden fazla olan il merkezlerinde ise her 100 bin kişiye bir toplum sağlığı merkezi kurulacak.
Akdeniz Üniversitesi’nde bir ilk
Akdeniz Üniversitesi Organ Nakil Merkezi, testisteki toplardamardan karaciğere atardamar yaptı
Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkezi ve Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı doktorları tıp literatürüne yeni bir yöntem soktu. Antalya’da oğlundan karaciğer nakli yapılan bir hastanın hastalıklı olan karaciğer atardamarının yerine, testisinden alınan toplardamardan atardamar yapıldı.
Van’da yaşayan 36 yaşındaki Kerem Dizman, hepatit B nedeniyle 2 yıl önce karaciğer yetmezliği çekmeye başladı. Dört yıl önce aynı hastalıktan eşini kaybeden Dizman, kadavradan karaciğer nakli için Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkezi’nde sıraya yazıldı, ancak uygun karaciğer bulunamadı.
OĞLU GÖNÜLLÜ OLDU
Dört çocuk babası Dizman’ın durumunun kötüleşmesi üzerine, canlıdan karaciğer nakli yapılmasına karar verildi. Karaciğer yetmezliği nedeniyle annesini kaybeden 20 yaşındaki Yılmaz Dizman babasını yaşatmak için gönüllü oldu. Yapılan tetkiklerin ardından Yılmaz’ın dokularının babasıyla uyumlu olduğu belirlendi. Hazırlıkların tamamlanmasının ardından baba oğul, önceki gün sabah saatlerinde ameliyata alındı.
AMELİYATTA FARK EDİLDİ
Doç. Dr. Alihan Gürkan ve Doç. Dr. Ayhan Dinçkan’ın katıldığı ameliyat sırasında Kerem Dizman’ın karaciğerindeki atardamarının hastalıklı ve kullanılamayacak durumda olduğu görüldü. Doktorlar bunun üzerine testisteki toplardamardan karaciğere atardamar yapmaya karar verdi. Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Ömer Özkan’ın da katıldığı ameliyatla hastanın karaciğerine testisten atardamar yapıldı.
DÜNYAYA DUYURULACAK
Ameliyatın dünyada bir ilk olduğunu söyleyen Doç. Dr. Alihan Gürkan, “Hastanın testisinden gelen bir toplardamarı atardamarının yerine takıldı. Bu yöntem dünyada ilk kez uygulandı. Bu yöntemi organ nakli kongresinde sunacağız. Ayrıca bilimsel yayınlarda yayımlanarak dünyaya duyuracağız. Bu yöntem ameliyat sırasında aklımıza geldi. Testisteki damar daha uygun olduğu için oradan kullandık. Hastaya sağlık açısından bir sakıncası yok” dedi.
YAŞAMA ŞANSI YÜZDE 30′DU
Ameliyatın oldukça başarılı geçtiğini ve hastanın tedavisinin organ nakli servisinde devam ettiğini belirten Gürkan, “Oğlunun karaciğerinin yaklaşık yüzde 65′ini alarak babaya naklettik. İki ameliyat yaklaşık 13 saat sürdü. Baba nakil olamasaydı bir yıl içerisinde yaşama şansı yüzde 30′du. Şu an ikisinin de sağlık durumları iyi. Donörü birkaç gün içerisinde taburcu ederiz. Baba da bir hafta sonra taburcu olur” dedi.
CİĞERİMİN CİĞERİYLE HAYAT BULDUM
İlk kez uygulanan yöntemle tıp literatürüne giren Kerem Dizman ise, “Eşimi aynı hastalıktan 4 yıl önce kaybetmiştim. Bende aynı hastalığa yakalanınca adeta hayatımız karardı ama ciğerimin ciğeriyle hayat buldum. Çok mutluyum” dedi. Babasına ciğeriyle hayat veren Yılmaz Dizman ise, “Doktorlar ?canlıdan nakil yapalım’ deyince hiç düşünmeden gönüllü oldum. Hayat bizim için yeniden başlıyor” dedi.
iPhone sivilceleri yok mu ediyor?
Yüklenen bir uygulamanın cilt sağlığına iyi geldiği iddia ediliyor. Popüler cep telefonu iPhone için geliştirilen ve kırmızı-mavi ışık veren bir uygulamanın sivilceleri iyileştirdiği ve cilt sağlığına iyi geldiği iddia ediliyor.
AcneApp adlı uygulamaya ait web sayfasında, araştırmaların ışık tedavisinin, benzoilperoksitten iki kat etkili olduğu belirtilerek, iPhone uygulamasında kırmızı ışığın enfeksiyonu giderici, mavi ışığın da bakteriyle savaşma özelliğinin bulunduğu ileri sürülüyor.
Kullanıcılara günde iki dakika iPhone’larını ciltlerinin akneli bölgelerine tutmaları öneriliyor.
Uygulamayı çıkaran Houston’da yaşayan Dr Greg Pearson’a henüz basın mensupları ulaşamazken, Apple’ın AppStore’un da 1,99 dolara satılan uygulamayı çıktığından beri 100 binden fazla kişinin indirdiği belirtiliyor.
Antep fıstığı mucizesi
Tatlıların ve sofraların vazgeçilmezinin bilinmeyen faydaları…
Her gün Antep ya da Şam fıstığı yiyenlerin vücudunda ‘gamma-tocopherol ‘ adlı maddenin daha fazla bulunduğu belirlendi. Bu madde serbest radikallerin hücreye verdiği zararı önlüyor
Kansere karşı da etkili
ABD’NİN Teksas Kadın Üniversitesi tarafından yürütülen bir araştırma, her gün tüketilen antep ya da Şam fıstığının kanserin pek çok türünü önlemeye yaradığını ortaya çıkardı. Araştırmada, gönüllü katılımcılar iki gruba ayrıldı. İlk grupta bulunan deneklere, normal beslenme rutinlerinin yanında dört hafta boyunca 68 gram Antep fıstığı yedirildi. Dört haftanın ardından, Antep fıstığı tüketen grup ve tüketmeyen kontrol grubu üzerinde çeşitli ölçümler yapıldı.
E vitamininin bir türevi
Üniversitenin araştırmasına katılan deneklere yapılan ölçümler sonucunda, her gün Antep fıstığı yiyenlerin vücudunda bulunan “gamma-tocopherol” adlı maddenin daha fazla olduğu görüldü. E vitamininin bir türevi olan “gamma-tocopherol”, antioksidan işlevi görüyor. Bu madde, “serbest radikaller” adı verilen moleküllerin hücrelere vereceği zararın önüne geçiyor. Böylece kanser, daha gelişmeden engellenmiş oluyor.
Sekste en önemli kıstaslar
En başta ten uyumu önemli…
Dr. Sari Locker, seksi olmanın yollarını ve bunları geliştirmenin sırlarını anlatıyor.
Muhteşem bir cinselliğe ulaşmanın en kısa yolu, muhteşem seks isteyen bir partnere sahip olmaktır. Dr. Sari Locker, Türkiye’de ‘O Kitaplar’dan çıkan ‘Muhteşem Seks’ adlı kitabında, şöyle diyor: “Bekarsanız, araştırmaya bir partner bularak ve sizin için neyin iyi olduğunu dikkate alarak başlayın. Eğer bir ilişkiniz varsa, partnerinizle sahip olmayı istediğiniz seks hayatını yaratabilirsiniz. Uzun süreli bir seks partneri bulmak her zaman kolay değildir. Bazen, ilk başta sizi çeken, harika bir seks partneri olabileceğini düşündüğünüz kişinin aslında bir fiyasko olduğu ortaya çıkabilir. Seksi sizin için nelerin zevkli hale getirdiğini öğrenmek ve bir partneri, sizin için nelerin iyi kıldığını bilmek biraz zaman ve çaba gerektirir. Uyumlu bir cinsel partnerle birlikte olmak, daha ciddi bir ilişkinin ve muhteşem seksin yolunu açabilir.”
‘İdeal sevgili’ bulmak
Dr. Sari Locker, bekar insanlardan duyduğu en büyük şikayeti aktarırken, “Hepsi kendileri için doğru olan birisini bulamamaktan yakınıyor. Bir partner bulmak kolay değildir. Tek tesellinin çikolata olduğu, kederli, yalnız gecelerden herkes kendi payına düşeni alır. Ama umudunuzu kaybetmeyin. Dışarıda bir yerlerde sizin için (yeterince) doğru birileri var. Yalnızca bakmaya devam edin. Uyumlu partner arayışınızda, zamana ve çaba sarf etmeye ihtiyacınız var. Mümkün olduğunca çok insanla tanışarak işe başlayın” diyor.
Nasıl tanışabilirsiniz?
*Lise ya da üniversitede
* İş yerinde
* Arkadaşlar ya da aile aracılığıyla
* Bir kulüpte, spor faaliyetinde ya da etkinlikte
* İnternet, kişisel ilan ya da çöpçatan servisi aracılığıyla
* Bir barda ya da partide
* Tesadüf eseri
8 konuya dikkat edin
Zeka. Birbiriniz için yeterince zeki olmanız gerekir.
Duygu. Hakkında aynı değerlere sahip olmanız gerekir.
İş. Benzer iş ahlakına sahip olmalısınız.
Aile. Birbirinizin ailesini kabul etmeli ve gelecekte nasıl bir aileye sahip olmak istediğiniz konusunda benzer fikirlere sahip olmak ilişkinin önünü açabilir.
Maneviyat. Ya birbirinizin dini inançlarını paylaşmalı ya da farklılıklarınızı kabul etmelisiniz.
Yaşam. Ne kadar ve nasıl sosyalleşmek istediğiniz konusunda benzer görüşlere sahip olmanız gerekir.
Para. Bu konuda aynı değerleri paylaşmalısınız.
Seks. Cinsel olarak aynı şeyleri sevmeli ve birbirinizle seks yapmaktan hoşlanmalısınız.
4 FARKLI SEKSiLiK
Dr. Sari Locker’a göre, kişisel albeniniz ve seksepalitenizle insanları nasıl cezbettiğinizi anlamanız, uyumlu bir partner ararken size yardımcı olur. Locker, kişinin seksiliğini ifade edebileceği dört farklı yol belirlediğini söylüyor:
ROMANTiK:
Romantik bir seksilik sergilemek için: Sevgilinize çiçek gönderin. Yatak odasını mumlarla donatın. Sevgilinize kokulu yağlarla masaj yapın. Bütün geceyi sevgilinizle kırmızı şarap içerek geçirin. Onunla hayatın anlamı hakkında konuşun. Ona sevimli hayvan isimleri takın, aşk şiirleri yazın. Uyku vaktinde birbirinize romantik hikayeler anlatın. Romantik olmak kur yapmanın bir parçasıdır. Romantik yanı ağır basan bir seksilik, bu tarza ilişki boyunca devam edeceğiniz anlamına gelir.
DOĞAL:
Çaba göstererek elde edebileceğiniz bir şey değildir. Çoğu durumda buna ya sahipsinizdir ya da değilsinizdir. Sade bir çekicilik istiyorsanız şu doğal seksilik özelliklerini bir deneyin: Sevgilinizle çıplak yüzün. Gözlerden uzak, ormanda el ele gezin. Terli terli seks yapın ve birkaç kere orgazm olun. Birlikte kahkahalar atın, spor yapın.
Evde çıplak olarak gezin. Hiç düzeltme yapmadan, ne düşünüyorsanız onu söyleyin. “Seni seviyorum” demekten korkmayın.
CiLVELi:
Cilveli biriyseniz, bu gerçek bir tahrik unsurudur. Partnerinize zekice şakalar yapın. Hediyelerle onu şaşırtın. Sevgilinizi ellerinizle besleyin, gıdıklayın. Kulağına tatlı şeyler fısıldayın. Telefonda seks yapın, cilveli e-postalar gönderin. Odanın bir ucundan ona gülümseyin. Bol bol öpüşün ve bol bol
ön sevişme yapın. Cilveli olmak çok eğlenceli olabilir ve yeni biriyle işleri yürütmenin harika bir yoludur.
EROTiK:
Seksiliğin en açık biçimidir. Bayağı ve edepsizdir, ateşli ve yoğundur ve şüphesiz seksidir! Bunun için, cinsel imalar taşıyan sözler söyleyin. Hatlarınızı açığa çıkaran kıyafetler giyin. Sevgilinizi tahrik etmekten zevk alın. Yatarken seksi iç çamaşırları giyin. Onun için striptiz yapın. Saatlerce ateşli, tutkulu sevişin.
Sevişirken seks oyuncakları kullanın. Yemek ve seksi birleştirin. Farklı ve egzotik pozisyonlar deneyin.
Neden kilo veremiyoruz?
Hem de her şeyi denememize rağmen…
Atlanta’daki Emory Üniversitesi’nde görevli araştırmacılar, bağırsakta yiyeceklerin sindirimine yardım eden bakterilerin özellikle kirli su içilmesiyle artmasının iştahı da arttırdığını buldular. Dr. Andrew Gewirtz, fareler üzerinde yaptıkları araştırmayla yıllardır tartışılan bu konuya farklı bir boyut getirdiklerini söyledi. Önceki araştırmalarda, aşırı kiloluların sayısındaki artışın, katkı maddesi içeren besinlerin eskiye göre daha çok tüketilmesinden kaynaklandığını ifade eden Gewirtz, kendi araştırmalarının bağırsakta sağlıksız su tüketimiyle oluşan bakterilerin kilo alımında etkili olduğunu ortaya koyduğunu ifade etti.
Sindirim sistemi bakterilerinin sayısındaki artışın içilen suyun kirliliğiyle doğru orantılı olduğunu belirten Gewirtz, temiz su içmenin ve antibiyotik kullanmanın bakteri sayısını normal seviyelere çekebileceğini kaydetti. Diğer yandan ünlü tıp dergisi Journal Science’da yayımlanan araştırmada, aynı bakterilerin metabolizmayı olumsuz yönde etkileyerek kolesterol ile tansiyonun yükselmesine ve diyabete yakalanma riskini artırdığı vurgulandı.
Gewirtz, bir sonraki çalışmasında, kilo verme ameliyatı olan kişilerde sindirim sistemi bakterilerinin nasıl değiştiğini bulmaya çalışacağını söyledi.
Stresten kurtulmanın yolu
Duşa girin, rahatlayın…
Cep telefonları başta olmak üzere elektronik cihazlardan yayılan dalgalardan kaynaklanabilecek elektromanyetik kirliliğin vücutta stres ve yorgunluğa yol açan elektrostatik yük birikimine neden olabiliyor. Her akşam duş almak ise tüm vücudu elektrik yükünden kurtararak, insanı stres ve yorgunluktan arındırabiliyor.
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyofizik Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Daşdağ, yaptığı açıklamada, çevredeki tüm akım taşıyan kablolar ile elektrikli aletler, yüksek gerilim hatları, televizyonlar, cep telefonu, baz istasyonları ve bilgisayar gibi cihazların elektromanyetik dalgalar yaydığını söyledi.
Daşdağ, bu elektromanyetik dalgalardan kaynaklanabilecek elektromanyetik kirliliğin de kişide stres ve yorgunluğa yol açan elektrostatik yük birikimine neden olabileceğini ifade etti.
‘İNSANLARI TEMBELLİĞE İTİYOR’
Prof. Dr. Daşdağ, strese neden olan elektromanyetik kirliliğin en büyük olumsuzluklarından birinin insanları tembelliğe itmesi olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
”Teknolojiyi kullananlar, alınacak bazı önlemlerle elektromanyetik kirlenmeden kaynaklanan ve zararlı olduğu iddia edilen etkileri azaltabilir. Bunun için sağlığımız için beslenmemize dikkat etmekle birlikte elektrikli aletleri olabildiğince kontrollü kullanmamız gerekiyor. Günlük yaşamda bağışıklık
sistemini güçlendirici besinlere oldukça fazla yer vermek gerekir. Saçımızı saç kurutma makinesi yerine doğal olarak kurutarak, enerji tasarruflu ve kompakt floresan ampul yerine geleneksel ampulleri kullanarak, cep telefonu yerine kablolu telefon kullanarak evimizdeki elektromanyetik kirliliği en aza indirebiliriz.”
‘ÇÖZÜMLERDEN BİRİ TOPRAĞA BASMAK
Gün içinde maruz kalınan elektromanyetik dalgaların stres ve yorgunluğa neden olduğunu ifade eden Daşdağ, çıplak ayakla toprağa basılmasının veya herhangi bir metale dokunulmasının bu elektrik yükünü boşaltacağını bildirdi.
Aynı şekilde metal gibi iletken olan suyla temasın da elektrik yükünün boşalmasını sağlayacağını belirten Daşdağ, şöyle konuştu:
”Her akşam duş almak hem tüm vücudu elektrik yükünden kurtararak stresten arındırır hem de sağlıklı bir gece geçirmemizi sağlar. Özellikle elektromanyetik kirliliğin yüksek olduğu alanlarda yaşayanlar, akşamları duş alarak vücutta biriken elektrik yüklerinden arınmalıdır. Böylece, elektromanyetik kirlilikten kaynaklanan stres ve yorgunluk giderilebilir. Gün içinde bunu yapacak zamanı bulamıyorsak elimizi suya tutmamız yani ellerimizi sık sık yıkamamız da vücudumuzdaki elektrik yükünü alır. Bu nedenle hem mikroplardan arınmak hem de elektromanyetik kirlilikten kaynaklanan elektrostatik yük birikiminden korunmak için sık sık ellerimizi yıkayıp her gün duş almalıyız.”
Bu belirtileri önemseyin!
Doktora görünmeniz için ip ucu verebilir,Vücudumuzda meydana gelen bazı semptomları gerçekten de kesinlikle hafife almamamız gerekmektedir. Bu semptomlar sizde varsa bir uzman doktora görünmeniz sizin için yapılması gereken ilk adımlardan biridir.
Georgia Üniversitesi doktorlarından Neil Shulman, Jack Birge ve Joon Ahn’in birlikte yazdığı “Vücudunuzun Verdiği Kırmızı Alarmlar” kitapta da anlatıldığı üzere aslında bazen hissettiğimiz belirtilerin çoğu ciddi olmayabilir. Stres yüzünden oluşan hafif bir baş ağrısı, uykusuzluk, dehidrasyon, kafein arzusu gibi belirtiler hafif olarak sayılabilir.
Bununla beraber, aniden şiddetle gelen ve canınızı çok yakan bir baş ağrısı ciddi bir sorundur. Beyin kanamasının dahi ilk belirtisi budur. Bu tarz bir durumda derhal bir doktora görünmenizi tavsiye ediyoruz.
Vücudumuzda meydana gelen bazı semptomları gerçekten de kesinlikle hafife almamamız gerekmektedir. 6 maddede listelenebilen bu semptomlar sizde varsa bir uzman doktora görünmeniz sizin için yapılması gereken ilk adımlardan biridir.
Georgia Üniversitesi doktorlarından Neil Shulman, Jack Birge ve Joon Ahn’in birlikte yazdığı “Vücudunuzun Verdiği Kırmızı Alarmlar” kitapta da anlatıldığı üzere aslında bazen hissettiğimiz belirtilerin çoğu ciddi olmayabilir. Stres yüzünden oluşan hafif bir baş ağrısı, uykusuzluk, dehidrasyon, kafein arzusu gibi belirtiler hafif olarak sayılabilir.
Bununla beraber, aniden şiddetle gelen ve canınızı çok yakan bir baş ağrısı ciddi bir sorundur. Beyin kanamasının dahi ilk belirtisi budur. Bu tarz bir durumda derhal bir doktora görünmenizi tavsiye ediyoruz.
Kol veya bacaklarınızın aniden uyuşması, şiddetli bir kulak çınlaması, eklemlerde hissizlik hissetmeniz, ani oluşan çift görme, konuşma güçlüğü ve en önemlisi yüzünüzün bir bölümünün hissizleşmesi veya güçsüzleşmesi çok ciddi belirtilerdir.
Bu saydıklarımızın bir felç veya beyin kanamasının belirtileri olabilir. Beyine oksijen sağlayan arterlerin sıkışması ve daralması beyin hücrelerinin ölmesine neden olur. Eğer büyük bir kan damarı tıkanırsa bunun geniş bir alanda etkisi olur. Kişi yüzünde veya vücudunun büyük bölümünde aniden uyuşma hissedebilir. Eğer küçük bir damar tıkanması olursa bu ise kollarda veya dirsekte bir uyuşmaya neden olur.
Böyle bir durumda derhal ambulans çağırmanız gerekir. Zamanın inanılmaz önemli olduğu anlardan birindesinizdir. Hızlı bir müdahele ile beyin hücrelerinin ölümü durdurulur. Dr. Birge bu konuda saniyelerin bile çok önemli olacağını özellikle belirtiyor.
Ayak bileklerinize yakın noktalarda hassaslık veya acı, göğüs acısı, nefes almada güçlük ve tükürükte kan görülmesi durumları ise yüksek ihtimalle bacaklarınızda kan pıhtılaşması olabilir. Özellikle uzun süreler boyunca oturmak, ki araba kullanmak da buna dahil, durumlarında oluşabilir.
Uzun süreler boyunca oturmanın tehlike yaratacağı zaten bilinmektedir. Eğer bacaklarınızda bir kan pıhtılaşması oluşmaya başlarsa, şişmeye başladığını görebilirsiniz. Acımaya başlar, dokunmaya karşı hassaslaşır ve bu noktada tıbbi müdahele gerekmektedir. Yolculuk halinde iseniz acilen en yakın sağlık merkezine gidilmesi, eğer ev veya işyeri gibi ortamlardaysanız ambulans çağrılması gerekmektedir.
İdrarınızda kan olabilir ve siz acı vermediği için önemsemiyor olabilirsiniz. Kesinlikle önemseyin! Acı duysanız da duymasanız da idrarda kan görülmesi mutlaka tıbbi bir tetkike ihtiyaç duyar.
Böbrek taşları, mesane veya prostat enfeksiyonlarının ortak belirtisi idrarda kan görülmesidir. Bu belirtiler çoğunlukla acı verir ve insanlar hemen doktora başvururlar. Acı vermediği durumlar nadirdir fakat bu durumlardan biri başınıza gelirse asla umursamamazlık yapmayın. Çoğu kişi “biraz bekleyeyim ve göreyim” gibi bir cümle kurar. Bunu kurmayın.
Mesanede, böbrekte veya prostatta oluşan kanser genelde kanlı idrara neden olur. Bu tür kanserlerin tedavileri eğer erken teşhis olursa çok zor değildir.
Hırıltıyla solumak, nefes almada güçlük yaşıyor ve önemsemiyor olabilirsiniz. Eğer bu belirtiler hiç azalmadan, derece derece artıyorsa ve bunu hissediyorsanız acilen doktorunuza görünmeniz gerekmektedir.
Astım atakları işte tam da böyle belirtiler ile başlar. Eğer bir astım atağı tedavi edilmeden geçiştirilirse inanın ki daha güçlü olarak geri dönecektir. Astımı olan veya belirtilerini hisseden çoğu kişi hastanelerin acil bölümüne gitmeyi seçmez çünkü çok seferler bu atakları yaşamışlardır. Fakat her astım atağından sonra geniş çaplı bir kontrol gerekmektedir. Bunu unutmayın.
Astım, nefes almayı güçleştirdiği için nefes alırken kullanılan kaslar yorulur, ciğerlere giden temiz hava azalır. Bunun sonucunda kişinin oksijen seviyesi azalır, karbondiyoksit seviyesi artar. Karbondiyoksit artışı ise, beyinde yatıştırıcı bir his yaratır, bunu tehlikeli sonucunda ise nefes almaya bile gücünüz kalmayabilir.
Astım krizindeki bir kişinin rahatlıyor görülmesi, aslında nefes almak için vücudun daha fazla çaba göstermiyor olmasından kaynaklanır. Bu noktada mutlaka acil bir tıbbi müdahele gerekir.
Depresyon ve İntihar Düşünceleri
Bilindiği üzere vücudumuzda meydana gelen ve bize fiziksel acı çektiren semptomların çoğunun oluşması durumunda bir doktora hemen başvururuz. Fakat işin bir diğer yönünde ise aynı hassasiyeti göstermeyiz.
Depresyon ne kadar güçlü olsa da profesyonel bir yardım almaktan kaçınırız. Kaçınmayın!
Dr. Shulman depresyonunun intihara bile sebebiyet verebilen çok ciddi bir sorun olduğunu özellikle belirtiyor. Bazı kişiler psikolojik destek almaktan çekiniyorlar, zihinsel bir sorunun onları toplumda “deli” olarak etiketleyeceğini sanıyorlar. Depresyon bir hastalıktır, ciddi bir hastalıktır, hatta çok ciddi gördüğünüz başka bir hastalık ile aynı derecede ciddi bir hastalıktır.
Depresyon belirtileri, aşırı hüzün, bitkinlik, duygusuzluk, ilgisizlik, kayıtsız kalma, duyumsamazlık, tedirginlik, sürekli bir rahatsızlık hissi, uyku düzenin değişimleri iştah kaybı olarak sayılabilir. Depresyon psikolojik destek ve ilaçlar ile tedavi edilebilir.
İlaç krizi bu hafta bitiyor
Aksaklıklar rayına oturacak. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) Mart ayında yürürlüğe giren ve eczanelerde ilaca ulaşımı sağlayan yeni provizyon sisteminde yaşanan aksaklıkların bu hafta itibariyle rayına oturmasının öngörüldüğü bildirildi.
Henüz hazır olmayan bir sistem devreye sokulduğu gerekçesiyle eleştirilere maruz kalan yeni sistem hakkında AA muhabirine değerlendirmede bulunan SGK İzmir İl Müdür Vekili Mustafa Keskin, bu konuyla ilgili bilgi karmaşası olduğunu söyledi.
SGK’nın, iki ayrı sistem üzerinden sigortalılara verdiği sağlık hizmetinin ay başında değiştirilerek, tek bir sistem altında toplandığını hatırlatan Keskin, şöyle devam etti:
“SGK’daki eski sistemin birinci ayağı, sağlık hizmeti sunucuları dediğimiz hastane ayağıydı. Buna MEDULA Sistemi deniyordu. Yani bir sigortalımız hastaneye gittiğinde onun tüm işlemleri bu sistem üzerinden yapılıyordu. Hastaneler de faturalarını bu sistem üzerinden veriyordu. İkinciyse eczane ayağı, yani eczane provizyon ayağıydı. Aynı kurumun sağlık işleri iki ayrı bilgisayar sistemi üzerinden yürütülüyordu. Eczane provizyon sistemi 20 yıldan beri kullanılıyordu ve artık eskimişti. Bu sistemleri birleştirerek yerine yeni bir sistem kurduk ve adına da MEDULA Provizyon Sistemi dedik.”
Yeni sisteme göre, eczanelerin, SGK’da tanımlı doktorlar tarafından yazılan reçeteleri artık elden vermeyeceğini, doktorun reçeteyi sistemden yazacağını anlatan Keskin, hasta eczaneye geldiğinde, kimlik numarasını söylemek suretiyle sisteme girileceğini ve yazılan reçetenin görüleceğini aktardı.
Keskin, “Bu, aynı zamanda suiistimalleri de önleyecek. Hasta reçete taşımayacak ve reçete üzerinde değişiklik, oynama yapma imkanı ortadan kalkacak” dedi.
Artık kardiyoloji bölümünde tanımlı bir doktorun böbrek ilacı yazamayacağını da ifade eden Keskin, yazılsa dahi vatandaşın eczanede bunu alamayacağını vurguladı.
“YENİ SİSTEM SANİYEDE 300 İŞLEM YAPABİLİYOR”
Bir gün 8 saat kabul edildiğinde, yeni sistemin saniyede 300 işlem yapabildiğini belirten Keskin, “Sistem, bir günde 8,5 milyon işlem yapma kapasitesine sahip. Bizim Sosyal Güvenlik Kurumu olarak bir günde yaptığımız işlem sayısı, yeşil kartlılarla beraber 1,5 milyon. Yani çok rahat bizim yaptığımız işlemleri karşılayabilen bir sistem” diye konuştu.
1 Mart 2010 itibariyle sisteme geçiş aşamasında, bazı sorunlar yaşandığını dile getiren Keskin, bunların aslında bilgisayar ve sistemden kaynaklanan sorunlar olmadığını vurguladı.
Keskin, şu görüşleri aktardı:
“Biz tüm sağlık hizmet sunucularına, özel, devlet ve üniversite hastanelerine daha önceden duyurular yapmıştık. Demiştik ki, ‘Çalışan doktorlarınızı sisteme tanımlayın. Aksi takdirde hasta eczaneye gittiğinde tanımlanmamış bir doktor tarafından yazılan bir reçeteyi, bu sistem kabul etmeyecek’. Ama maalesef ikinci basamak ve üçüncü basamak sağlık kurumlarının bir bölümü, bazı doktorlarını sisteme tanımlayamadılar, tanımlamakta geciktiler. Sistemde tanımlı olmadığı için eczaneye gelen vatandaşlarımız, tanımlanmamış bir doktor tarafından yazılan reçeteyi sistemin ödememesiyle karşılaştı. Yani sorun tamamen bundan kaynaklanıyor.”
“VATANDAŞLARIMIZDAN BİRAZ SABIR BEKLİYORUZ”
Sistemin uygulamaya başlamasının ardından, 3 Mart tarihinde Türkiye genelinde 980 bin tane vatandaşın işleminin yapıldığını, ertesi gün daha az sıkıntı yaşandığını dile getiren Keskin, “Vatandaşlarımızdan biraz sabır, biraz anlayış bekliyoruz. Çünkü bu sistem; hem kendileri, hem SGK, hem de Türkiye için modern ve güzel bir sistem. Bu hafta sorunlarımızın biteceğini düşünüyoruz” diye konuştu.
Mustafa Keskin, kare kod uygulamasına da değinerek, ilaçlara verilen kimlik olarak tanımlanan kare kod uygulamasının, eczanelerde altyapı hazırlıkları tamamlanmadığı için 16 Mayıs 2010 tarihine ertelendiğini hatırlattı.
Bu sistemle, ilaç suiistimalinin ortadan kalkacağını belirten Keskin, “Her ilacın bir kimliği olacak, fabrikadan çıktığı an sistemde kimlik tanımlanacak, eczaneden satış yapıldığında da sistemden çıkacak. Aynı ilacın bir daha sisteme girmesi mümkün olmayacak. Böylece, barkod satmalar, sahte barkod uygulamalarının tamamen önüne geçecek” dedi.
Keskin, SGK borcu olan belediyelerle ilgili olarak da, şu an İzmir genelinde borcu bulunan 76 belediyenin bir ödeme planı çerçevesinde kurumla anlaşma sağladığını aktardı.
Aile hekimliği yıl sonunda Türkiye’de
Dört yıldır pilot uygulamayla devam ediyordu.Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Nihat Tosun, Ocak ayında aile hekimliğine geçilen il sayısının 40′a ulaştığını belirterek, planlanan takvime göre, yıl içinde uygulamanın 41 ilde daha başlamasıyla 2011 yılına girerken aile hekimliğinin tüm Türkiye’de yerleşmiş ve 4 yıllık tecrübelerin getirisiyle sistemin oturmuş olacağını söyledi.
İllerde eğitimler tamamlandıktan sonra yerleştirmelerin yapıldığını, bu sürecin ardından ise uygulamanın başladığını anlatan Tosun, ”Her ilde merkezi laboratuvarların kurulması tamamlandı. Bunlar taşımalı sistemle çalışıyor. Toplum sağlığı merkezlerindeki laboratuvarlardan toplanan numuneler burada analiz ediliyor ve sonuçlar direkt olarak aile hekiminin bilgisayarına gönderiliyor. Bu laboratuvarlardan her ilde kuruldu” diye konuştu.
”SEVK ZİNCİRİ ŞU ANDA DÜŞÜNÜLMÜYOR”
Geçmişte pilot uygulamalarda vatandaşların sevk zinciri konusunda sıkıntı yaşadığı görüldüğü için bu aşamada bunun başlatılmasının düşünülmediğini açıklayan Tosun, ”Hekim sayısı yetersiz olduğu için sevk zincirine geçmeyi henüz planlamıyoruz” dedi.
Aile hekimlerinin 2. aşama eğitimlerinin başladığını da bildiren Tosun, bir yıl boyunca uzaktan internet yoluyla yapılacak eğitimden sonra, hekimlerin sınava tabi tutulacaklarını belirtti.
Sağlık Bakanlığının yönergesine göre toplum sağlığı merkezleri, kendi bölgelerinde sağlık hizmetlerini yürütecek, sağlık kuruluşları ile koordinasyonu sağlayacak, gerektiğinde diğer kuruluşlarla işbirliği yaparak toplumun ve bireylerin sağlığını korumak ve sağlık düzeylerini yükseltmekten sorumlu olacak.
Söz konusu sağlık kurumları bunun için şu hizmetleri sunacak veya sunulmasını sağlayacak:
-İdari ve mali işler,
-Kayıt ve istatistik,
-Plan ve program yapma,
-Üniversitelerle işbirliği,
-İzleme ve değerlendirme,
-Bulaşıcı hastalıkların kontrolü,
-Bulaşıcı olmayan hastalıkların kontrolü,
-Üreme sağlığı hizmetleri,
-Ulusal programlar,
-Adli tıp hizmetleri,
-Acil sağlık hizmetleri,
-Kaza ve yaralanmalardan korunma hizmetleri,
-Görüntüleme ve laboratuvar hizmetleri,
-Çevre sağlığı hizmetleri,
-İş sağlığı ve güvenliği hizmetleri,
-Afet hizmetleri,
-Sağlığın geliştirilmesi ve teşviki,
-Sağlık eğitimi hizmetleri,
-Toplu yaşam alanları ve okul sağlığı hizmetleri,
-Sosyal hizmet çalışmaları.
Her aile hekimi için kayıtlı hasta sayısı en az bin, en çok 4 bin olabilecek.
Her il ve ilçede, sorumluluk bölgesi mülki sınırlar olan birer toplum sağlığı merkezi kurulacak.
Büyükşehir Kanununa tabi illerde büyükşehir belediyesine bağlı her ilçede, nüfusu 100 binden fazla olan il merkezlerinde ise her 100 bin kişiye bir toplum sağlığı merkezi kurulacak.
Toplum sağlığı merkezleri nüfusa göre; 20 bin nüfusa kadar ”D” tipi, 20 bin-50 bin nüfusa kadar ”C” tipi, 50 bin-100 bin nüfusa kadar ”B” tipi ve 100 bin nüfusun üzerinde ”A” tipi olarak sınıflandırılıyor.
Aynı ilçede birden fazla toplum sağlığı merkezi kurulabiliyor. İlçede birden fazla toplum sağlığı merkezi varsa, o ilçenin mülki idare sınırları içinde kalmak kaydıyla sorumluluk bölgeleri il sağlık müdürlüğünce belirleniyor.
Kolay ulaşılabilecek merkezi yerlerde, uygun büyüklükteki bina veya binalarda hizmet sunabilen toplum sağlığı merkezleri, belirli şartlarda valiliğin teklifi ve Bakanlığın onayı ile hizmete açılıp kapatılabiliyor.
HANGİ İLLERDE NE ZAMAN BAŞLAYACAK
Sağlık Bakanlığının planlamasına göre; aile hekimliği Kilis ve Iğdır’da Nisanda, Niğde’de Mayısta, Kırklareli, Giresun ve Konya’da Haziranda, Bingöl, Yozgat, Çanakkale, Malatya, Ankara ve Aksaray’da Temmuzda, Tokat, Ardahan, Batman, Tekirdağ ve Kars’ta Ağustosta, Mersin, Ordu, Siirt, Bitlis, Zonguldak, Muş, Hakkari ve Sivas’ta Eylül’de, Ağrı, Afyonkarahisar, Balıkesir, Van ve İstanbul’da Ekimde, Mardin, Diyarbakır ve Kocaeli’de Kasımda, Şırnak, Kahramanmaraş, Hatay, Gaziantep, Şanlıurfa, Aydın, Muğla ve Antalya’da Aralıkta başlayacak.

