Terapi online yapılır mı?

Yazan : AdSıZz 10 Mart, 2010 (0) Yorum

ABD’de çok yaygın olan ve bir süredir Türkiye’de de uygulanan bu sistem, psikolog ve psikiyatrlar arasında tartışma yarattı.
Geçiyorsunuz bilgisayar ekranının karşısına, açıyorsunuz msn’i, online terapistiniz karşınızda. 45 dakikalık seans başladı bile! Sorunlarınızı yazıyor, sorularınızın cevaplarını alıyorsunuz. Tıpkı yüz yüze terapide olduğu gibi. Ama online terapinin farklılıkları var: Mesela fiyatı daha uygun, hatta kredi kartına 12 ay taksit mümkün. Ayrıca zamandan da tasarruf sağlıyor. Bu yöntem, sağlık sorunları nedeniyle dışarı çıkamayanlara ve fiziksel engellilere de kolaylık getiriyor. Peki, online terapi ne kadar güvenilir? İşte, asıl mesele bu. ABD’de çok yaygın olan ve bir süredir Türkiye’de de uygulanan bu sistem, psikolog ve psikiyatrlar arasında tartışma yarattı. Çünkü online terapi yapanların sayısı artıyor ama sistemi denetleyen bir kurum yok. Bizde konuyu masaya yatırdık ve farklı görüşleri bu sayfada bir araya getirdik…

İnternet ortamındaki gelişmelere çok çabuk adapte olan Türk halkı yeni bir uygulamanın daha peşine takıldı. Yurtdışında, özellikle de ABD’de çok yaygın olan online terapi, Türkiye’de de giderek daha çok rağbet
görüyor. Ancak bu yöntem, psikologlar arasında tartışmalı bir konu. İşte psikologları ikiye bölen online terapi tartışmasının geldiği nokta…
Zaman ve mekân sıkıntısına çözüm

onlineterapist.com’un kurucusu MELTEM KAVCAR SIRMALI: Türkiye’de online psikolojik terapiyi başlatan ilk sitelerden biri olan onlineterapist.com’dan psikolog Meltem Kavcar Sırmalı bu işe nasıl,
neden başladığını ve sisteminin nasıl işlediğini anlatırken, eleştirilere de cevap verdi: “Online terapiye, yurtdışına giden hastalarımın yönlendirmesiyle başladım. Kendi dillerinde, kültürlerinde birini bulamayınca bana döndüler ve ‘Lütfen online terapiyi araştırın, yapalım’ dediler. Bu terapi yönteminin yurtdışında çok yaygın olduğunu gördüm ve 2007 yılında Türkiye’de kendi
internet sitemi kurdum. Beş sene öncesine kadar genel kanı, online terapinin tamamen aleyhineydi. Bu işin danışmanlıktan çıkıp gerçek bir terapiye dönüşmesi için düzenli olarak yapılması ve standart terapi süresine
uyulması gerek. Özellikle görüntülü terapi yüz yüze terapiyle olumlu anlamda kıyaslanabilir; neredeyse birebir eşdeğer sonuçlar veriyor. Dünya ister istemez bu yöne doğru gidiyor. Zaman ve mekan sıkıntılarıyla bazı özel konular, online terapinin bir ihtiyaç olduğunu gösterdi. Ancak online terapiye başlamadan önce, mutlaka en az bir kere terapistle yüz yüze iletişime geçmek gerek. Terapistin diplomasını görmelisiniz. Çünkü online terapideki en önemli etik sorunlardan biri, karşınızdaki kişinin kim olduğunu
bilmemeniz. Bazen internetteki ilanlarda, ücretsiz terapi yaptığını söyleyenler oluyor. Bunlara itibar etmemek gerekiyor. Psikologlar yasası henüz çıkmadığı için denetleme yok. Bu nedenle online terapiye katılacaksanız, önce iyice araştıracaksınız ve kim, ne yapıyor bakacaksınız. “

Kimler bu yöntemi tercih ediyor?

Onlineterapist.com’un kurucusu Meltem Kavcar Sırmalı kendilerine başvuranların profilini şöyle çiziyor: “Taciz ya da tecavüze uğramış ve bunları paylaşmakta zorlanan kişiler online terapiyi daha çok tercih ediyorlar. Online terapi yapanların yüzde 85’i böyle. Yaşları 22-35 arasında. Sosyo-ekonomik
seviyelerine gelince; çoğu üniversite öğrencisi ya da mezunu. Bu yeni yöntemi deneme cesareti gösterenlerin büyük bir bölümü anne-baba evinde yaşamıyor. Çoğunun karşı cinsle ilişkisi sorunlu. Cinsel sorunları var. Sitemizin üye sayısı 5.558. Üyelerin 1.505’i online terapi hizmeti almış, diğerleri ise sadece soru sorarak danışmanlık servisinden yararlanmış.”

Riskli bir uygulama

Türk Psikologlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ESRA TUNCER: Psikoterapi, ruhsal rahatsızlıkların iyileştirilmesinde konuşmanın araç olarak kullanıldığı bir tedavi yöntemi. Yapılan araştırmalara göre, birçok durumda, kullanılan tekniklerden bağımsız olarak terapi ilişkisinin iyileştirici etkisi var. Online yapıldığı söylenen çalışma psikoterapi değil ancak danışmanlık olabilir. Bu yöntem, birçok sorunu da beraberinde getirme riski taşıyor. Ciddi rahatsızlığı olan kişiler zarar görebilir, onarılmaz hatalar yapılabilir. Her şeyden önce, tanı koymak için gereken çok önemli bir araçtan, gözlemden yoksun kalınıyor. Kişinin duygusal tepkilerini, vücut dilini, duygu durumunu gözlemlemeden tanı koymak mümkün değil. Daha uygun fiyatlı olduğunu düşünenler ve yakınlarında profesyonel psikoterapi imkanı bulunmayanlar, online terapiyi tercih ediyor olabilir. Onlara, bunun yerine “kendine yardım” kitapları okumalarını ve daha çok sosyal destek almalarını önerebiliriz.

Hasta yazışarak tedavi edilmez

Türkiye Psikologlar Derneği İstanbul Şubesi Genel Sekreteri ZUHAL YERLİKAYA: Psikoterapi, yüz yüze yapılan ve açık iletişimin önemli olduğu bir insan ilişkisidir. Yalnızca konuşma değil, yardım alanla terapist arasındaki ilişki de tedavinin önemli bir parçası. Yazışarak iletişim tedavi edici olamaz.

Süreç online’a gidiyor ama…

Uzm. Psikolog ZEHRA EROL: Bir dönem ben de online terapi yaptım. Ancak, yüz yüze terapinin önemi gözardı edilemez. Online terapi alanlar genelde, sorunlarını anlatamayan ve çevresi tarafından bu sorunların bilinmesini istemeyen kişiler oluyor. Fakat terapide karşınızdaki kişiyle yüz yüze olmak, terapinin etkinliği açısından oldukça önemli. Süreç online terapiye doğru gidiyor olsa da, klasik yöntemlerin önemi su götürmez bir gerçek.

Kategori : Polemik Etiketler : , , ,

Tepki göstermek yetmez”

Yazan : AdSıZz 10 Mart, 2010 (0) Yorum

Onur Öymen, Ermeni iddialarının tanınmasına ilişkin tasarının ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinin kabul etmesinin Türk milletini rencide edecek bir karar olduğunu belirtti.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarının tanınmasına ilişkin tasarının ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinin kabul etmesinin tek taraflı alınmış ve Türk milletini rencide edecek bir karar olduğunu belirterek, ”Washington büyükelçisinin geriye gönderilmemesini tedbir diye düşünmek, bence biraz mübalağalıdır” dedi.

İzmir Yamanlar Lions Kulübü’nün Kaya Prestige Otel’de yapılan genel toplantısına katılan Onur Öymen, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Öymen, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarının tanınmasına ilişkin tasarısıyla ilgili soru üzerine, tasarısının ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nce kabul edilmesinin son derece üzüntü verici olduğunu söyledi. Tasarının tarihi gerçeklerle bağdaşmadığı gibi, uluslararası alanda parlamentoların bir ülkenin soykırım suçu işleyip işlemediğini karara bağlama yetkisinin bulunmadığını ifade eden Öymen, BM’nin 1948 tarihli Soykırımla Mücadele Sözleşmesine göre bu yetkinin, uluslararası mahkemelere ait olduğunu kaydetti.

”Tek taraflı alınmış ve Türk milletini rencide edecek bir karardır” diyen Öymen, şöyle devam etti:

”Biz bu karara tepki gösteriyoruz, ama tepki göstermek yetmez gereğini de yapmak lazım. Gereği de Türkiye’nin Ermenistan ile imzaladığı protokolleri Meclisten geri çekmesidir. Bu protokollerin hiçbir kıymeti kalmamıştır ve bizim çok aleyhimize olduğu ortaya çıkmıştır. Büyükelçinin istişare için çağrılması doğrudur. Ancak büyükelçinin geriye gönderilmemesini tedbir diye düşünmek bence biraz mübalağalıdır. Çünkü burada ABD’ye tepki göstermek, etkileyici bir tedbir almak gücümüz yok. Ermenistan’a karşı bir tedbir alacak durumumuz yok öyle anlaşılıyor. Bütün gücümüz büyükelçiyi Ankara’da tutmak ise bu biraz mübalağalı bir davranıştır. Bir süre burada kalabilir, ama onun yeri orasıdır. Türkiye’nin Amerika’da haklı olan davalarını savunmak için orada bir büyükelçiye ihtiyacımız vardır. Washington çok uzun süre büyükelçisiz bırakılmaz.”

-AFFIN ŞARTLARI OLUŞMAMIŞTIR

Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel af ile ilgili sözlerinin hatırlatılması üzerine Onur Öymen, bugünkü şartlarda genel af koşullarının oluşmadığını belirterek, şöyle devam etti:

”CHP olarak biz diyoruz ki eğer terör tamamen sona ererse teröristler tüm silahlarını teslim ederse, bir daha terörün başlamayacağı konusunda çok kesin bir olgu kamuoyuna yerleşirse, devlet kin ve intikam duygularıyla hareket etmez, belki o zaman bir genel af düşünülebilir. Bugün bunun koşulları yoktur. Türkiye’nin bugünkü gündeminde bu konu yoktur. Terörü bitirmenin koşulları farklıdır. Terörün demokratik açılım gibi tedbirlerle sona erdirilemeyeceği hem Türkiye’de hem dünyanın başka yerinde görülmüştür. Teröristler silahlarını kendileri bırakmadıkça, teröristlerin merkezinin bulunduğu ülke, topraklarından tasfiye etmedikçe, terörün kendi kendine sona ermesini beklemek iyimserliktir. Türkiye diplomasi yoluyla hem Irak Hükümetini hem Barzani’yi hem Talabani’yi hem de ABD’yi, PKK’nın Kuzey Irak’tan tasfiye etme konusunda ikna etmelidir. Aynen Türk hükümetlerinin Suriye’yi ikna ettiği gibi.”

-ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ BUGÜNKÜ HÜKÜMETİN İŞİ DEĞİLDİR

Bir soru üzerine genel seçimlerin ufukta göründüğünü savunan CHP Genel Başkan Yardımcısı Öymen, Anayasa değişikliğinin bugünkü hükümetin işi olmadığını, dünyanın hiçbir yerinde seçimlere gidilirken, gelecek kuşakların kaderini belirleyecek değişikliğin yapılamayacağını söyledi.

Onur Öymen, ”Halbuki bu dönemde Anayasa Mahkemesi meclisteki iki partiyi cezalandırmıştır. Biri kapatılan biri cezalandırılan partilerin bulunduğu meclis, Anayasa yapmak için uygun bir meclis değildir. Ama daha şimdiden gelecek meclisin bu konuyu nasıl ele alacağı, hangi kuruluşların görüşlerinin alınacağı konuları tartışılabilir. Biz de Türkiye’nin çok daha iyi bir Anayasaya layık olduğu inancını taşıyoruz. Ancak bunu gerçekleştirecek meclis, bu meclis değildir” diye konuştu.

Öymen, daha sonra katılımcılara, dış politika konusunda bir konuşma yaptı. Türkiye’nin, dış politikada birinci hedefinin ülkenin güvenliğini sağlamak olduğunu ifade eden Öymen, 1922 yılından bu yana bulunduğu bölgede gerçek bir savaşa katılmamış tek ülkenin Türkiye’nin olduğunu belirterek, ”Bu bizim için büyük bir şanstır. Bu bize büyük bir siyasi avantaj sağlıyor” dedi.

Türkiye’nin çok ciddi iç güvenlik sorunu yaşadığını, bu durumun ülke istikrarını, siyasi gelişmelerini ve ekonomisini etkilediğini kaydeden Öymen, dünyada iç güvenliğini sağlamış ülkeler arasında Türkiye’nin 121. sırada yer aldığını bildirerek, ”Demek ki dış politikada gerçek bir savaşa katılmamış olmak yeterli değil, iç güvenliğimizi de sağlamamız gerekiyor” diye konuştu.

Kategori : Polemik Etiketler : , , , ,

Teke Tek’te yılın tartışması

Yazan : AdSıZz 10 Mart, 2010 (0) Yorum

Yusuf Halaçoğlu ve Sevan Nişanyan karşı karşıya. Fatih Altaylı’nın TEKE TEK programına konuk olan dilbilimci ve yazar Sevan Nişanyan ve tarihçi Yusuf Halaçoğlu, alevlenen Ermeni meselesini tartıştı. ABD’de kabul edilen soykırım tasarısını “Komite tarihin hakemi olmamalı” şeklinde yorumlayan Nişanyan, Türkiye’nin soykırımı kabul edip, özür dilediği takdirde ortada bir problem kalmayacağını, soykırımın ABD’de kesin olarak tanınmasının ise tarihi sürece katkıda bulunacağına inandığını söyledi. Tarihçi Halaçoğlu ise Ermeni tarafının tarihle yüzleşmekten kaçtığını ifade ederek, “Biz diyaloğa her zaman varız” dedi.
TEKE TEK’te Fatih Altaylı’nın konuğu olan Sevan Nişanyan ve Yusuf Halaçoğlu, 1915 olaylarını, ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi tarafından kabul edilen soykırım tasarısını tartıştı. Programda Nişanyan ve Halaçoğlu arasında gergin anlar yaşanırken, Nişanyan, komitede oylanan ve tartışılan meselenin 1915 olaylarının değil, bugünün meselesi olduğunu öne sürerek, “Katliamlar dünyanın o tarihinde her toplumda olmuştur, kimse de temiz değildir o konuda, esas insanları çıldırtan nokta Türkiye’nin bu kadar utanmazca yalan politikasını sürdürmesi. Bunun zararını Türkiye çekiyor, Amerika da çekmiyor, Ermeniler de” dedi.

Altaylı, konuklarına tasarının bir oy farkla kabul edilmesini işaret ederek, “Bir oy farkla bir tasarı kabul edildi, bir tarihi gerçek varsa bunun bir siyasi konu gibi ele alınıp, bir tane adam merdivenden düştüyse gelemediyse oylamaya ’soykırım var’, düşmediyse ‘yok’ gibi bir durum ortaya çıkmıyor mu?” sorusuna cevap veren Nişanyan, “Gülünç bir durumla karşı karşıyayız, Amerikan Komitesi karşımıza ahlak hakemi olarak çıkıyor, tarih hakemi… Bunun müsebbibi Türkiye’nin akıl dışı politikası. Bir toplum 90 sene sonra hala kendi geçmişiyle yüzleşemiyorsa oradaki 22 oyun maskarası olur” diye konuştu.

“ERMENİLER HEP AŞAĞILANDI”

Ermeniler’in Türkiye’nin devlet politikası olarak aşağılandığını iddia eden Nişanyan’a cevap veren Halaçoğlu, “Ermeni toplumunun Türkler tarafından tanınmaması ya da aşağılanması diye bir şey hiç olmamıştır. Osmanlı’da ne Ermeniler, ne Rumlar ne de diğer gayrimüslimler azınlık statüsünde değildir” şeklinde konuştu. Nişanyan ise Türkiye’nin soykırımı kabul edip, özür dilediği takdirde ortada bir problem kalmayacağını, soykırımın ABD’de kesin olarak tanınmasının ise tarihi sürece katkıda bulunacağına inandığını söyledi.

“ERMENİLER TARİHLE YÜZLEŞMEKTEN KORKUYOR”

Tarihçi Halaçoğlu, Ermeni tarafının tarihle yüzleşmekten kaçtığını ifade ederek, “Biz ‘Gelin araştıralım’ dedik defalarca, ama Ermeniler tarihle yüzleşmekten hep korktu. Mesela 2005 yılında Viyana’da Ermeni meslektaşlarımızla bir araya gelmek için sözleştik. Bir araya da geldik, güzel belge değişimi de yaptık fakat 15 gün sonra oradan gelen insanlar muhtemeldir diasporanın baskısıyla toplantıdan vazgeçtiler. Biz diyaloga her zaman varız” dedi.

HALAÇOĞLU: KATLİAM YOK

Nişanyan, Türkiye’nin soykırımı utanmazca reddettiğini söylerken, Halaçoğlu, “Türkiye Cumhuriyeti Ermenistan bağımsızlığına kavuştuğunda ilk tanıyan ülkelerden biridir. Amerikalı Profesör David Magie’nin çalışmasını esas alırsak 1 milyon 479 bin Ermeni nüfusu vardı dünyada o dönem, göç edenlerin sayısı hesaplandığında 250 bin ya da 300 bin Ermeni’nin öldüğü görülüyor. Bunların çoğu Rus arşivlerine göre açlıktan, koleradan ölmüştür. Bunları gözden gelemezsiniz” şeklinde konuştu.

Kategori : Polemik Etiketler : , , , , ,

Kadınlar Günü ve mikro tarihçilik

Yazan : AdSıZz 10 Mart, 2010 (0) Yorum

Bu yılki 8 Mart, kadınlar gününün kutlanmaya başlamasının yüzüncü yılı. Kadınlar gününün kurumsallaşmasına giden süreç, esasında çalışma alanındaki ücret eşitsizliğine karşı verilen mücadeleyle başlar. New York’lu tekstil işçisi kadınların başlattıkları greve yapılan müdahale ve devamında yaşanan olaylar sonucunda fabrikada çıkan yangında 100 den fazla kadın yanarak can verir. 1910 yılında toplanan Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı, yukarda anılan olayların anısına her yıl bahar mevsiminde “Dünya Emekçi Kadınlar Günü”nün kutlanmasını önerir ve öneri oy birliği ile kabul edilir.

Türkiye’de de 12 Eylül askeri darbe yılları hariç 1921 yılından bu yana kutlanmaktadır. Daha çok kadın ve şiddet eksenindeki tartışmaların belirleyici olduğu ve kadının toplum tarafından belli kalıplara mahkum edilerek hep geri plana itildiği vurgulanır. İşin doğuşunun ve kutlanışının siyasi tavır alışlarla olan akrabalığı bu özel günün de hep siyasi bir atmosferde kutlanmasına neden olmuştur. Ancak son zamanlarda pek çok kesimin tüm dezavantajlı konumda olanlara karşı yaklaşım ve kanaatleri değişti ve bu sorunlar doğrudan insan hakları, özgürlükler ve hukuk ekseninde ele alınmaya başlandı. Türkiye, kadın hakları konusunda yasalar açısından ileri düzeyde olmasına rağmen toplumsal duyarlılık açısından pek iç açıcı bir konumda değildir.

Töre ve Namus cinayetleri konusunda TUBİTAK için yürütmüş olduğum bir projeden dolayı son bir iki yıldır farklı il/ilçelerden kadın sorunları üzerine sunum yapmak üzere davet alıyorum. Geçen yıl Şanlıurfa Barosu davet etmişti, bu sene ise Kahta Kaymakamlığı İlçe İnsan Hakları Kurulu ile Kahta Eğitim-Bir-Sen davet etti.

Kadın sorunu esas olarak modernleşmeye ilişkin sorunsalların dışında değildir. Kadın erkek tanımlamasının antropolojik, biyolojik ve sosyolojik referansları bu sorunu tanımlamayı önemli ölçüde birbirinden farklılaştırmaktadır. Konuyu sadece toplumsal sosyalizasyonun dayattığı bir açmaz veya tensel gösteri özgürlüğü alanına indirgeyen bir yaklaşım var olan ayrımcı tutumları ve davranışları tam olarak anlayamaz. Kadınların kadın olarak sahip oldukları tutum ve davranışların toplum tarafından dayatıldığını iddia eden bir tez ise esas olarak toplumla kavgalı olacaktır. Kendisini de toplum dışı bir alana referansta bulunarak tanımlamak ve var etmek isteyecektir ki bu da ona özgürlüğün yolunu açmayacaktır. Elbette kadınlara karşı derin bir ayrımcılık ve şiddet var ama bunu geri planda besleyen faktörlerden birisi de kadınların hayal dünyasındaki erkek imajıdır. Kendileri ile ilgili var olan imajla örtüşmeyen erkekler bunu şiddet kullanarak bastırmaya çalışmaktadırlar.

Kahta’da şaşırtıcı bir biçimde teoriye önem veren bir kamuoyu var. Özellikle de konferanstan sonra Eğitim-Bir Sen’de yaptığımız sohbette; Weber’den Nasr’a, Fazlurrahman’dan Nietzsche’ye, AK Parti’nin yürütmüş olduğu demokratik açılımdan muhalefetin gerginlik politikalarına kadar pek çok konu konuşuldu ve tartışıldı.

Kahta’da genç ve çalışkan kaymakam Coşkun Açık’ın desteği, Eğitim-Bir-Sen Kahta Başkanı Mehmet Dağ’ın gayretleri ve diğer STK’ların çalışmalarıyla insanların hayata bakışını belirleyen asıl parametre pop kültür değil entelektüel bir bakış olmuştur. Popüler kültürün panzehiri entellektüelizm değil, entelletüellin kendisidir. Bu durumu ülkenin geleceği adına heyecan verici bulduğumu itiraf etmeliyim. Elbette Kahta üzerinden tüm Türkiye’ye ilişkin bir tahlil yapmak niyetinde değilim ama gördüğüm manzara yeni Türkiye’nin değişim dinamiklerinin derin ve içten filizlenerek karşı konulmaz bir dinamizmle beraber toplumda bir dönüşümü harekete geçirdiğiydi.

Günümüzün tarihçiliği makro alanlardan ve konulardan mikro alan ve konulara kaydığı dikkate alınırsa kim bilir Anadolu’nun kaç köşesinde tarih yeniden yazılmaktadır?

Kategori : Polemik Etiketler : , , ,

Efsanevi dizi ekranlara veda etti

Yazan : AdSıZz 10 Mart, 2010 (0) Yorum

Sean McNamara ve Christian Troy’un maceralarını anlatan, 2003 yılında FX kanalında başlayan Nip/Tuck dizisi, görkemli bir finalle ekranlara veda etti.

Üniversite yıllarında tanışan, rekabetin çok yoğun yaşandığı tıp dünyasına birlikte giriş yapan, 20 yılı aşkın süredir devam eden dostluklarını McNamara/Troy şirketiyle bir iş birlikteliğine de dönüştüren iki arkadaş, Sean McNamara ve Christian Troy’un maceralarını anlatan, 2003 yılında FX kanalında başlayan Nip/Tuck dizisi, geçtiğimiz hafta görkemli bir finalle ekranlara veda etti.

Kimilerine göre basit bir pembe dizi, kimilerine göre ise Amerikan kültürünün yüzeyselliğini eleştiren çok önemli bir diziydi Nip/Tuck. Çarşamba akşamı ABD’de yayınlanan 100. bölümüyle sona eren ve Türkiye’de önce CNBC-e, şimdi de e2′de gösterilen dizinin yaratıcısı Ryan Murphy, Nip/Tuck’ın ilk bölümü yayınlandığında 37 yaşındaydı. Radikal feminist bir annenin oğlu olan Murphy, çok erken yaşta ailesine gay olduğunu açıkladı ve Los Angeles Times’tan Entertainment Weekly’e, ABD’nin önde gelen gazete ve dergilerinde çalıştı. Nip/Tuck’tan önce çektiği Popular isimli dizi, aslında Murphy’nin sonra geliştireceği sarkastik üslubunu ilk defa seyirciye tanıtıyordu.

Nip/Tuck ise öncelikle bir ‘FX projesi’ydi. Fox yayın grubunun 1990′ların ortasında kurduğu ve daha çok eski dizilerin tekrar yayınlarına yer verdiği FX, kısa sürede alternatif dizilerin yayınlandığı bir mecra oldu. Courtney Cox’lu Dirt’den It’s Always Sunny in Philadelphia’ya geleneksel dizilerde işlenmeyen daha tabu konulara el atan bu yapımların öncülüğünü yapan ise, 2003′te FX’e büyük bir popülerlik kazandıran Nip/Tuck oldu.

İkinci sezon finaliyle beş milyon seyirci toplayan, üçüncü sezon finaliyle FX’in gelmiş geçmiş en yüksek izleyici rakamlarına ulaşan dizi, Amerikan kültürünün merkezi konularından birini, vicdan-güzellik çatışmasını işliyordu. Sean McNamara kendini ne kadar insanlığa, tıp bilimine ve halkı tedavi etmeye adamaya gönüllüyse, arkadaşı Christian Troy da o kadar hazza, kişisel çıkara, bireysel mutluluklara ve paraya düşkündü. Biz de Nip/Tuck’ın unutulmaz karakterleri ve getirdiği yeniliklere bakalım dedik.

HER BÖLÜMDE AYRI ŞARKI

Nip/Tuck 100 bölümün 100′ünde de izleyiciyi ayrı müzik âlemlerine götürdü. Her bölümde, ameliyatların en önemli ritüeli eski moda CD player’a yüklenen şarkılardı. Rolling Stones’un Paint it Black’inden Frank Sinatra’nın You Make Me Feel So Young’ına pek çok klasikleşmiş şarkı vardı bunlar arasında. Ama Gotan Project, Feist, Nouvelle Vague, Pink Martini, Air, Amy Winehouse, Hercules and Love Affair ve İlhan Erşahin’in grubu Wax Poetic gibi 2000′lere damgasını vuran pek çok yeni grup ve müzisyenin kendilerini tanıtmaları için de, Nip/Tuck iyi bir platform oldu.

Seri katil Carver, dizinin popülaritesini artıran merak unsurlarındandı. Plastik cerrahinin nimetlerinden faydalananların yüzlerine bıçakla imzasını atarak dehşet yaratan Carver’ın kimliği, üçüncü sezonun sonunda ortaya çıktı.

KONUK KONTENJANINDA ÜNLÜLER GEÇİDİ

FAMKE JANSSEN: XMen serisinin Phoenix’i olarak tanıdığımız, aynı zamanda Elite ajansında mankenlik yapan Hollandalı oyuncu Famke Janssen, Nip/Tuck’ın en girift karakterlerinden Ava’yı canlandırıyordu.

MELANIE GRIFFITH: Christian’ın sevgilisi ve eşi Kimber’ın kayboluşundan sonra ortaya çıkan annesi Brandie rolünde hâlâ çok güzel olduğunu kanıtladı. Ve tabii kayıp kızının eşi Christian’la yatmayı ihmal etmedi.

ROSIE O’DONNELL: Amerikan televizyonlarının en yetenekli isimlerinden Rosie O’Donnell, ‘white trash’ tabir edilen, ‘taşralı-beyaz-kıro’ kadın rolünde muhteşemdi. Piyangodan milyonlarca dolar kazanan Dawn Budge karakteri, müthiş bir iktidara sahip oluyor ve Christian’ı da iktidarıyla büyülüyordu.

JACQUELINE BISSET: Canlandırdığı James LeBeau karakteri, organ mafyasının kölesi olmuş, borçlarını ödemeye çalışan ama bu sırada pek çok kişinin hayatını mahveden, çok seksi, olgun bir ‘femme fatale’ kadındı.

ANNE-KIZ BİR ARADA

Nip/Tuck’ın en çetrefil ve elektrikli ilişkilerinden biri de, Joely Richardson’ın canlandırdığı Julia McNamara’yla Vanessa Redgrave’in canlandırdığı annesi Dr. Erica Noughton arasındakiydi. Gerçek hayatta da anne-kız olan ikili, Nip/Tuck boyunca o kadar çok kavga ettiler ki, bir noktada birbirlerini öldürecekleri şüphesi dahi doğdu.

YENİ PROJESİ GLEE ÇOK TUTTU

Ryan Murphy’nin yeni projesi, geçen yıl Fox’ta başlayan ve Türkiye’de de gösterilen Glee. Her bölümün merkezinde bir şarkının yer aldığı bu ‘lise müzikali’nde Madonna, Rihanna, Billy Joel gibi yıldızların şarkıları var. New York Times’ın televizyon eleştirmeni Alessandra Stanley’nin mesafeli yaklaştığı ve klişe bulduğu Glee’nin yüksek reytingleri ve daha sonra basında aldığı olumlu eleştiriler, Fox’u dizinin ikinci sezonunu ısmarlamaya yöneltti. Glee’yi en çok destekleyenlerden biri ise, soyadıyla bir Nip/Tuck karakterini andıran Los Angeles Times eleştirmeni Mary McNamara’ydı: “Televizyonda uzun zamandır sevmek için entelektüel bahaneler bulmaya çalıştığımız ’suçlu zevkler’den böyle uzak, baştan sona eğlence dolu bir dizi seyretmemiştik.” Dizi, Türkiye’de her perşembe FOXLIFE’ta yayınlanıyor.

Kategori : Medya Etiketler : , , , ,